17 Nisan 2010 Cumartesi

HABERTÜRK YAZILARI/

MAKİNİST SES

Her ne kadar Türk sinemasının merkezi İstanbul olsa da
Ankara’da film bitmez.
Siyasetin merkezi Başkent’teki senaryolar Yeşilçam’a aratmaz.

xxx

Bugünlerde de Anayasa gündemde.
Her gün farklı bir senaryo.
Siyasetçilerden yeni yeni açıklamalar.
Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeler başlamadan taktikler hazır.
Görüşme olacak mı, olacaksa kamera şartı var mı?
Uzlaşma için kim ne öneriyor, ertesi gün ne diyor…

xxx

Gösterim pazartesi günü başlıyor.
Meclis televizyonu görüşmeleri canlı yayınlayacak.
Vekiller kürsüye çıkacak.
Herkes eteğindeki taşı dökecek.
Laf atmalar, sert tartışmalar, kavgalar, yoklamalar…
Günlerce gece yarılarına kadar sürecek.
Her gün duruma uygun yeni taktikler geliştirilecek.
İktidar bir an önce Meclis’ten geçirmek; muhalefet ise engellemek için bütün kozlarını kullanacak.

xxx

Türkiye’deki çoğunluk gibi biz de Anayasa açısından ‘kayıp’ bir kuşak olduk.
Şansızdık;
Darbe döneminden sonra hazırlanan 82 Anayasasına oy vermeye ‘yaşımız’ yetmedi.
Hoş, oy verseydik, ne değişecekti?
Yüzde 91.37’de virgül bile oynatamayacaktık.
Şanslıydık;
YÖK, henüz üniversitelere uğramamıştı.
Hocalarımız Anayasa ile yakından ilgiliydi.
Sınıflar tartışmaya, farklı görüşlere açıktı.
Anayasa hocamız Kemal Dal, Danışma Meclisi üyesiydi.
Üstelik Orhan Aldıkaçtı gibi Anayasanın mimarları arasındaydı.
Elimizde, Mümtaz Soysal’ın ‘Yüz Soruda Anayasa Anlamı’…

xxxx

Aldığımız ilk ders, eski adı ‘Kanun-i Esasi’dir.
Yani bütün yasaların anası…
Toplumsal sözleşmedir.
Devletle insanlar arasındaki ilişkiyi düzenler.
Devletin topluma çizdiği sınırları belirler.
Bireysel hak ve özgürlükleri korur.
Özü devleti mi, bireyi mi esas aldığıdır.
Özü insandır, toplumdur.
xxx

Anayasa filmi yeniden sahnede.
Ama esası oluşturan toplumdan ses yok.
Makinist, sesss!…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder