GÜNEŞLE YIKANMALI...
"Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum.
dayadım sırtımı duvara.
Toprak, güneş ve ben."
XXX
Nazım Hikmet, 1938'de Ankara'da, cezaevinde kaleme aldı bu dizeleri.
Özgürlüğe özlemin sözcüklere yansımış en güzel hali....
Güneşin tende dolaşması...
Bakışların gökyüzünün alabildiğine maviliğinde kaybolması
Ve bir dokunuşla toprağa hissetmek tüm köklerini doğanın...
xxxx
Her şey o kadar değişti ki milyonlarca yıldır bu yuvarlığın üzerinde.
İnsanoğlu buluşlarla geliştirdi yaşamını, dönüştürdüğü çevresini.
‘Değişim' sözcüğü yetmiyor bu süreci özetlemeye.
Peki değişmeyen bir şeyler yok mu?
Değiştiremediğimiz...
XXX
İnsanız hala.
Etiyle, kemiğiyle, aklı, kalbi ve vicdanıyla...
Kötülük kol gezse de insan beyninin karanlık kıvrımlarında hala vicdan itiraf ettirmiyor mu en vahşi cinayetleri.
Adalet istiyoruz herkes için, zengin de olsak fakir de
Yasalar yapıyoruz birbirimizi yok etmeden bir arada yaşayabilmek için.
Ruhlarımız yaralansa da umut bırakmıyor geleceğe olan beklentilerimizin peşini...
XXX
Kışın gri soğuk günlerini geride bıraktık.
Doğa bizi çağırıyor.
İnsanlığımızı, canlanan doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlatıyor.
Ruhumuz aktı bile çoktan ‘dışarıya'
Gri beton bloklar arasındaki hapishanelerimizden yavaş yavaş ‘güneşe çıkıyoruz'
Hafif bir serinlik eşliğinde güneşle yıkanıyor tenlerimiz.
Güneşle yıkanıyor bedenimiz.
XXX
Haydi...
Çıkalım dışarı,
Uzanalım yeşile,
Dokunalım toprağa,
Kaybolalım maviliklerde.
5 Nisan 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder